|
Biz hayvanlar, bilebildiğimiz evren içerisindeki en karmaşık şeyleriz. Kuşkusuz, bilebildiğimiz evren asıl evrenin ufacık bir parçasıdır. Başka gezegenlerde bizden daha karmaşık nesneler yaşıyor olabilir ve bunların bazıları belki de bizi çoktan fark etmişlerdir. Ancak bu, vurgulamak istediğim noktayı değiştirmiyor. Nerede olurlarsa olsunlar, karmaşık şeyleri açıklamak için çok özel bir yaklaşım gerekir; nasıl var olduklarını ve neden bu denli karmaşık olduklarını bilmek isteriz. Benim öne süreceğim açıklama evrenin her köşesindeki karmaşık şeyler için aynı genel çizgide olacak; bizim için, şempanzeler, solucanlar, meşe ağaçları ve uzaylı canavarlar için hep aynı.
İnsanların ve diğer karmaşık şeylerin niçin var olduklarını bilmek istiyorduk. Şimdi, karmaşıklığın ayrıntılarını kavrayamasak bile, bu soruya genel bir yanıt verebiliriz. Bir benzetme yapalım: Çoğumuz bir uçağın işleyişinin ayrıntılarını anlamaz. Büyük olasılıkla, uçağın yapımcıları da bunu tümüyle bilmez: Motor uzmanları kanatları ayrıntılarıyla bilmez ve kanat uzmanları da motor hakkında belirsiz bir bilgiye sahiptir. Kanat uzmanları, kanatları bile tam bir matematiksel kesinlikle anlamaz; yalnızca rüzgar tünelinde bir modeli ya da bir bilgisayar simülasyonunu inceleyerek, bir kanadın düzensiz hava akışı koşullarında nasıl davranacağını kestirebilirler. Bir biyolog da bir hayvanı anlayabilmek için bu tür bir şey yapabilir. Fakat hakkındaki bilgimiz ne denli eksik olursa olsun, uçağın nasıl bir genel süreç sonucu var olduğunu hepimiz biliriz.
Peki, ya vücutlarımız? Her birimiz aynen uçak gibi bir makineyiz; yalnızca çok daha karmaşığız. Yoksa biz de mi bir çizim masasında tasarlandık? Bizim parçalarımız da becerikli bir mühendis tarafından mı birleştirildi? Şaşırtıcı ama yanıt, hayırdır. Bu, yalnızca bir yüzyıldır bildiğimiz ve anladığımız bir yanıt. Charles Darwin konuyu ilk açıkladığında, birçok insan ya anlamadı ya da anlamak istemedi. Çocukken, Darwin'in kuramını ilk duyduğumda ben de inanmayı kararlı bir şekilde reddetmiştim. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısına dek, hemen hemen herkes Bilinçli Tasarımcı'ya inanmaktaydı. Birçok insan hala aynı inancı sürdürüyor. Belki de, varoluşumuzun gerçek, Darwinci açıklaması -tuhaftır- henüz genel eğitim müfredatının alışılmış bir parçası olmadığı için. Gerçek şu ki, bu konu yaygın olarak yanlış anlaşılıyor.
Kitabımın ismindeki saatçi, on sekizinci yüzyıl Tanrıbilimcisi William Paley'in iyi bilinen bir savından ödünç alındı. Paley, canlılar dünyasının karmaşıklığına saygıyla yaklaşıyordu ve bu karmaşıklığın çok özel bir açıklama gerektirdiğini gördü. Tek hatası -itiraf etmeliyim ki bu oldukça büyük bir hataydı!- açıklamanın kendisiydi.
Paley, Natural Theology'ye çok iyi bilinen bir parça ile başlar:
Diyelim ki, bir çalılıktan geçerken ayağım bir taşa takıldı ve taşın oraya nasıl geldiği sorusuyla karşı karşıya kaldım. Aksini gösterecek bir şeyler bilmediğim için vereceğim olası yanıtlardan biri, taşın ezelden beri orada olduğudur ya da tam tersine, bu yanıtın saçmalığını göstermek çok kolay olacaktır. Fakat diyelim ki yerde bir saat buldum ve saatin nasıl olup da orada olduğunu sorguluyorum; biraz önceki yanıt, yani saatin ezelden beri orada durmakta olduğumu, aklımın köşesinden geçmeyecektir.
Paley burada taş benzeri doğal fiziksel nesneler ile saat benzeri tasarlanmış ve imal edilmiş nesneler arasındaki farkın hakkını veriyor. Bundan sonra da, bir saatin yayları ile dişlilerinin tasarımlarındaki doğruluğu ve bu parçaların bir araya getirilişindeki giriftliği (karmaşıklığı) yorumlayarak devam ediyor. Paley'e göre, bir çalılıkta saat benzeri bir nesne bulduğumuzda, nasıl varlık kazandığını bilmesek bile, bu nesnenin doğruluğu ve tasarımındaki giriftlik bizi şu yorumu yapmaya zorlar:
.saatin bir yapımcısı olmalıdır: Bir yerlerde, bir zamanda, belirli bir amaçla saati oluşturmuş olan bir insan eli var olmalıdır; saatin yapımını anlamış ve kullanımını tasarlamış olan bir insanın eli.
Paley , hiç kimsenin bu sonuca itiraz edemeyeceğini savunuyor, fakat ona göre Tanrıtanımaz, doğanın işleyişini incelerken bu sonuca karşı gelmektedir, çünkü:
.bir saatte var olan her düzen işareti, her tasarım belirtisi doğanın işleyişinde de vardır ve hatta doğanın işleyişinde tüm öngörüleri aşan daha da yüce bir görünüm almaktadır.
Paley, Darwin'in de sonradan kullanacağı, çok iyi bilinen ve bu kitap boyunca tekrar tekrar ortaya çıkacak olan insan gözü örneğiyle başlayarak yaşamın makinelerinin mükemmel ve saygı dolu tanımlarını yapıyor ve son noktayı koyuyor. Paley, gözü teleskop benzeri, tasarlanmış bir aletle kıyaslıyor ve "teleskopun görmeye yardımcı olmak üzere yapılmış olduğuna ilişkin kanıtımız, aynı zamanda gözün görmek için yapılmış olduğunun da kanıtıdır" sonucuna varıyor. Tıpkı teleskopun bir tasarımcısı olduğu gibi, gözün de bir tasarımcısı olmalıdır.
Paley savını içtenlikle inanarak ortaya koymuş; gereken bilgiyi ise günün en iyi biyologlarından almış. Fakat bu bilgi yanlış; baştan aşağı yanlış. Müthiş bir yanlışlık bu. Teleskop ve göz arasındaki, saat ve canlı organizma arasındaki benzetme de yanlış. Görünenin tersine, doğadaki tek saatçi, fiziğin amaçsız kuvvetidir, yine de bu kuvvetler çok özel bir biçimde düzenlenmiştir. Gerçek bir saatçi öngörü sahibidir: Geleceği hayal eder, zembereklerini ve dişlilerini, aralarındaki bağlantıları planlar. Oysa, Darwin'in keşfettiği ve tüm yaşam biçimlerinin varoluşunu ve bir amacı varmış gibi görünmesini açıkladığını artık bildiğimiz, kendiliğinden, bilinçsiz, kör sürecin, yani doğal seçilimin bir amacı yoktur. Doğal seçilim geleceği planlamaz; geleceği görme yetisi yoktur; öngörüsü yoktur. Doğal seçilim hiçbir şey göremez. Doğal seçilimin doğanın saatçisi olduğu söylenecekse, bu saatçinin kör olduğu da eklenmelidir.
Şimdi Ağrı Dağı** kayaçlarından gelişigüzel bir yığıntı oluşturmanın olası tüm yollarını düşünelim; biliyoruz ki bunlardan yalnızca biri Ağrı Dağı olacaktır. Fakat bizim bildiğimiz Ağrı Dağı, oluşma sürecine ilişkin edinilen bilgiyle tanımlanmıştır. Kayaçları yığmanın birçok yolundan herhangi bir dağ olabilirdi ve bu dağa Ağrı Dağı adı verilebilirdi. Bizim bildiğimiz Ağrı Dağı'na özel bir şeyler, önceden belirlenmiş bir şeyler, uçağın kalkışına ya da kasanın açılarak paraların önümüze saçılmasına benzer bir şeyler yoktur.
Bir canlıda, kasanın açılmasına ya da uçağın uçmasına eşdeğer olan nedir? Aslına, bu bazen sözcüğü sözcüğüne aynı şey: Kırlangıçlar uçar. Gördüğünüz gibi, uçabilen bir makineyi yapmak kolay değil. Bir kırlangıcın tüm hücrelerini gelişigüzel bir araya getirirseniz, elde edeceğiniz nesnenin uçma olasılığı sıfırdan pek de farklı olmayacaktır. Tüm canlılar uçamaz, ancak tıpkı uçmak gibi olasılık dışı görünen ve önceden belirlenmiş başka şeyler yaparlar. Balinalar uçmaz, fakat tıpkı kırlangıçların uçuşu gibi etkin bir biçimde yüzebilir. Balina hücrelerinden oluşturulmuş gelişigüzel bir yığının bırakın bir balina kadar hızlı ve etkin bir biçimde yüzebilmeyi, yalnızca yüzebilme olasılığı bile ihmal edilebilecek denli küçüktür.
Elinizdeki maddeyi ne kadar gelişigüzel savurursanız savurun, çoğu kez sonuçtaki yığının ortak bir şey yapmada iyi olduğu, sürecin işleyişine ilişkin sonradan edinilen bilgiyle söylenebiliyorsa, kırlangıç ve balina örneğinde hile yaptığımı söylemek doğru olurdu. Fakat biyologlar "bir şeyler yapmada iyi olmanın" ne anlama geldiği konusunda daha açık seçiktirler. Bir nesneyi hayvan ya da bitki olarak tanımlamanın asgari koşulu, bu nesnenin herhangi bir yaşam biçimini sürdürmede başarılı olmasıdır (daha kesin bir dille, bu nesnenin türünün en azından bazı üyelerinin üreyebilecek kadar uzun yaşayabilmesidir). Yaşamı sürdürmenin birçok yolu olduğu doğru: uçmak, yüzmek, ağaçtan ağaca salınmak... Fakat canlı olmanın ne kadar çok yolu olursa olsun, ölü olmanın (daha doğrusu canlı olmamanın) çok daha fazla yolu olduğu kesin. Bir milyar yıl boyunca, tekrar tekrar hücreleri gelişigüzel istifleyebilir ve bir kez bile, bırakınız kötü de olsa uçabilmeyi ya da yüzebilmeyi ya da toprağı delebilmeyi ya da koşabilmeyi ya da herhangi bir şey yapabilmeyi, uzaktan da olsa kendini canlı tutmaya çalıştığı söylenebilecek bir yığın elde edemeyebilirsiniz.
Bu tartışmayı oldukça uzattık, artık nasıl başladığımızı anımsamamızın zamanı geldi. Bir nesneye karmaşık sözcüğünü yakıştırmakla ne anlatmak istediğimizi ifade edebilecek kesin bir yol arıyorduk. İnsanlarda ve köstebeklerde ve solucanlarda ve uçaklarda ve saatlerde ortak olan, fakat pelte ya da Ağrı Dağı ya da Ay'la ortak olmayan noktayı belirlemeye çalışıyorduk. Ulaştığımız yanıt şu: Karmaşık şeylerde önceden belirlenebilen ve tek başına gelişigüzel rastlantıyla edinilme olasılığı çok düşük olan bir nitelik vardır. Canlılar söz konusu olduğunda, önceden belirlenebilen bu nitelik, bir tür "yeterlilik" olmaktadır; ya da uçmak gibi belirli bir yetenek (bir uçak mühendisi bu yeteneğe hayranlık duyacaktır) konusunda yeterlilik ya da ölümü bir süre engelleme veya üreme sürecinde genleri çoğaltma yeteneği gibi daha genel bir konuda yeterlilik.
* Bu metin, Richard Dawkins'in Kör Saatçi adlı eserinin ilk bölümünden (Sf . 1-12) sadeleştirilmiştir. Tamamını okumak isterseniz buraya tıklayın.
** Orijinal metinde Mont Blanc olarak geçen tanımlamayı daha kolay anlaşılabilmesi için buraya aktarırken, Ağrı Dağı olarak değiştirdim. - Ed.
|