|
Bir panzehir düşünün. Tüm acıları devreden çıkarıyor, sanki bunlar hiç olmamışçasına.
Ama bir koşulu da var. Bu panzehiri aldığınız süre boyunca bir 'maske' takmak zorundasınız. Onu çıkardığınız anda etkisi bir anda yokoluyor ve mutlak acı tüm bedeninize, tüm varoluşunuza fütursuzca hücum ediyor.
Fakat bu masallardaki gibi sihirli bir şey değil. Olabildiğince gerçek. Panzehir içinizde ve maske sizin üzerinizde.
Ve masal bittiğinde mutlu son olmayacak. Gökten ne üç elma düşecek, ne de imdadınıza yakışıklı prens yetişecek.
O maske çıktığında kalabalığın içinde kalacaksınız, tüm çirkinliğinizle. Sizin tiksinti verici bedeninize, mide bulandıran uzuvlarınıza tiksintiyle karışık korku ile bakacak, iğrenç kokunuza burun kıvıracaklar. Onların içinde dolaştıkça rahatsızlıkları daha da artacak her geçen gün. Sizin orada olmamanızı daha içlerinden dileyecekler. Geceleri en kötü kabuslarına gireceksiniz. Sizi düşündükçe daha da çıldıracak, gözlerinin önüne geldikçe nefesleri daha da daralacak. Sizin varlığınızı anımsadıkça rahatsızlıkları kat be kat artacak. "Anne... Oğluna CANAVAR dediler..."
Sonunda size hakaret etmeye başlayacaklar. Sadece size özgü küfürler edecekler. Öyle sözler edecekler ki, onlara zerrece zararı olmayan kelimeler etinize kızgın iğneler gibi cız cız batacak. Batmakla kalmayacak, iyice etinizin derinliklerine işleyecek, en hassas yerinizi bulana kadar durmadan sizi acıyla kıvrandırmaya devam edecek. Ama onlar bunun farkında bile olmayacak. Ne de olsa onlar canavar değil! Hiç canavar olmadılar. Canavar olmanın, aşağılanmanın, bu baskı altında 24 saat doldurmanın ne olduğunu bilmiyorlar. Ve sürünün dışındakilerin hep aşağılanmaya maruz kaldığı kuralı gereği kızıl lekenizi cızır cızır, alnınıza damgalayacaklar sizin ızdırap çekmenize aldırmadan... "Anne... Oğluna SAPIK dediler..."
Sizi başka başka hayvanların yerine koyacaklar. O hayvanlara tecavüz ettikleri gibi size de edecekler. Arkanızdaki delikle, hayvan deliğini bir tutacaklar. Ama yine de aşağılık olan siz olacaksınız. Onlarsa hayvanlarla münasebet kurmaktan çekinmeyecek kadar aşağılık olduklarını zerrece düşünmeyecekler. Sizi zevk sofralarına buyur edecekler. Sizi karıları gibi giydirip, yataklarına almaya devam edecekler. Onlar için sadece içlerine boşalabilecekleri ücretsiz bir deliksiniz ne de olsa. Size en tatlı yüzleriyle yaklaşacaklar. Gülümseyecekler. Çiçekler sunacaklar. Sözlüklerde bile nadide yetişen güzel sözcükleri çıkarıp getirecekler karşınıza. Kadınlarına davranmadıkları kadar nazik davranacaklar. Ama süreniz sadece 3 dakika olacak. En fazla üç dakika sonra, itten devşirme doyumu yaşayıp, istediklerini aldıktan sonra yine canavara dönüşeceksiniz. Size yine aynı hakaretleri etmeye devam edecekler. Onların karılarını, -çocuklarını- aldatmaları dünyanın en aşağılık durumu değilmiş gibi...
Yine de her şeyin en kötüsü siz kalacaksınız. Siz buraya ait değilsiniz ne de olsa. Başka bir gezegenden dünyaya düşen ve kötülüğüyle insanları bir hastalık gibi saran bir yaratıksınız. Onları yoldan çıkardınız. Normal olanları. Anormal olan olarak, anormal olmadığınızı normal mantık koşulları içinde kendilerince normal olanlara normal olarak anlatabilme şansınız dahi olmayacak. "Anne... Oğluna İBNE dediler..."
Ne de olsa anormalsiniz. Baştan kaybettiniz.
Zaman azalıyor. Onlar çok kalabalık, ve hepsi dünyadaki tüm nefretlerin toplamından daha çok nefret ediyorlar sizden.
Zenciler bile bir yere kadar. Ama siz... Siz farklısınız. Siz... Siz... arkadan veren bir yaratıksınız. Deliksiniz. Ve bir deliğin ne yaşamaya ne de söz almaya hakkı vardır.
Babanız sizin "ölmüş" halinizin bile canavar olmanızdan daha iyi olduğunu söyleyerek sizi karanlık dünyada bir başınıza bırakacak.
Hiçbir iyi annenin oğlu, hiçbir okulun başarılı öğrencisi, hiçbir patronun güvendiği adamı, hiçbir dinin mensubu ... delik olamaz çünkü.
"Anne... Oğluna HOMO dediler..."
O yüzden insanların eski aydınlık ve mutlu günlerine geri dönebilmesi için sizin bu sayfadan silinmeniz gerek. Bir an önce yokedilmelisiniz.
Öldürülseniz bile buna itiraz edemezsiniz. Çünkü siz zaten bir deliktiniz. Kim bir deliği dinler ki. Gülünç olmayın!
Siz uzaydan geldiniz. Sizin ne ananız var ne babanız. Temiz toplum sizi ister siker, ister düzer. Sonra da bir ceset torbasına bile koymadan sizi lağımın en pis kenarına atıverir.
...
İşte oradalar. Meşalelerinin ışığı karanlık geceyi ejderin alevi gibi yarıyor. Size geliyorlar. Canavarı yok etmeye... Yapabileceğiniz 2 şey var. Ya canavar olmadığınızı, normaller gibi olduğunuzu kabul ederek panzehiri içmek ya da yokolmayı tercih etmek.
Çabuk olun. Yaklaşıyorlar. Vakit kalmadı.
Titreyen ellerinizle panzehiri bir çırpıda içiyorsunuz. Avuçlarınızda maske duruyor. Son bir derin nefes alarak maskeyi yüzünüze takıyorsunuz. Maske yavaşça yüzünüze oturuyor. "Anne... Seni seviyorum... Bir canavar da sevebilir annesini... Her normal çocuk gibi... Canavar olabilirim belki, ama yüreğim, normal bir çocuğun ki gibi saf ve hep sevgine aç, beni anlamasan, beni reddetsen de..."
Acı bitti.
Kırmızı hapı aldınız ve Harikalar Diyarı'na geri döndünüz.
Evet, siz canavar! Siz! Her zamanki panzehirinizden bir doz aldınız. Yani her günkü normalmiş gibi yapma göreviniz!
Canavar artık yok.
Artık siz de 'normal'siniz! "Anne..."
"Oğlunu ÖLDÜRDÜLER..."
...
Not: Yazı boyunca gördüğünüz canavar vb. sözcükleri 'eşcinsel' kelimesi ile değiş tokuş edin!
Not 2: Bu yazı 'Brokeback Dağı' filminin gösterime girmesiyle eşcinsel kesimi aşağılık HOMO'lar olarak suçlayan ve eşcinselliği toplum içindeki tehlike/hastalık olarak gören medya mensuplarına ithaf edilmiştir.
|