Acaba
tüm dünyanın etrafında döndüğüne kendisini inandırmış
kaç insan sayabiliriz?
Kimi
mi? Birkaçı mı? Bazısı mı?
Hadi,
dürüst olalım. Belki de hepimiz bu aciz duygudan
nasibimizi alıyoruz. En alçak gönüllüsünden
en burnu havada olanına kadar bir göz kırpması
kadar kısa olan şu ömürde, hepimiz kendimizi
bir yerlere koymaya çabalayarak, biyoloji dersinde
sıkça karşımıza çıkan terliksi hayvanlardan
çok da özel bir yanı olmayan insan kimliğimize
bir anlam vermeye çabalıyoruz.
Bazıları
bunun çok acımasız bir giriş yazısı olduğunu
düşünebilir. Ama elimde deliller olmadan asla
büyük laf etmem. Aslında birazdan bahsedeceğim
konunun kısacık bir özetini, belki de son noktada
söylenmesi gereken ana mesajı daha baştan vermiş
oldum.
Eziyet.
En doğru tanım bu. Çocukluğumdan beri dünyanın
etrafımda döndüğünü düşünürdüm. Tüm dünyadaki
insanların sırf bana eziyet çektirmek için benim
eksenim etrafımda dönüp durduklarına hiç şüphem
yoktu. Sanırım en net hatıralar her zaman en
kötü, en şiddetli olanlar oluyor. Merak etmeyin
bir tecavüz vakası kadar şiddetli değil, ama
o yaştaki bir çocuğu yaralayan ve bilinçaltında
sonsuza kadar derin bir oyuk açan ısırgan hatıralar.
İlk
o lafla başlamıştı her şey. Bir çocuğun dobralığı
ve içinde saklı olan saf kötülüğü dışarı çıkarmanın
sarhoşluğuyla sarf edilmiş parçacık tesirli
bir cümle: "Niye sen kız gibisin?"
İlkokul
sıralarında cereyan eden bu vakada, bu dahiyane
cümleyi bir araya getirip de bana yönelten kimdi
bilmiyorum. Aynı okulda okuduğum bir çocuktu
büyük olasılıkla. Neyse pek de mühim değil.
Önemli olan, kimi için son derece aptalca, son
derece sıradan ve önemsiz olan, ancak içinde
çok da önemli imalar yatan bu sorunun günler
hatta yıllar boyunca kafamı kurcalayacak olmasıydı.
Gidip
dürüstçe anneme açıldığımı hatırlıyorum o zamanlar:
"Anne,
bana niye kız gibisin diyorlar?"
Annemin
şipşak gelen cevabı beni belki o an için yatıştırır
ancak tüm kuşkularımı hepten yok edemez:
"Çünkü
senin güzelliğini kıskanıyorlar da onun için."
Nerem
kız gibiydi bilmiyorum. Aynaya baktığımda saçlarını
yandan ayıran aptal
bir çocuktan başkasını görmüyordum. Nerem kız
gibiydi? Üstüne üstlük annemin uydurduğu gibi
nerem güzeldi? Anlamıyordum. Sanırım herkes
tümden deliydi.
Çocuklar
unutmazlar, fakat kendilerini sıkıcı konulardan
uzak tutacak pek çok meşgaleleri vardır. Ben
de koşuşturmaca içinde böyle felsefi sorunları
düşünmeyi kesip hayatın akışına bırakıvermiştim
kendimi işte.
Sonrasında
ortaokul yılları gelip çattı. Benim için tüm
kabusların başlangıcı da o zamanlara rastlar.
Neredeyse tüm oğlanların testosteron seviyelerinin
maksimuma çıktığı (ve bir daha da asla ulaşamadıkları)
bir dönemde, bastırılmış cinsel kimliklerinin
yarattığı gerilimi üzerlerinden atacakları bir
nevi günah keçisine dönüşmüştüm. İğneleyici
laflarla rahatsız ediliyor, kimi zaman şiddet
görüyordum. Ve beni en çok rahatsız eden de
sırf kendimin onlardan farklı bir yere konmuş olmamdı.
Detaylara gerek yok ancak söylenenleri yazmamın
doğru olacağını düşünüyorum. Belki bu şekilde
zihnimdeki şeytanlardan da kendimi aforoz edebilirim
bir yerde. Yorumsuz, zaman sırasız, aklıma geldiği
gibi yazıyorum:
"Dudaklarına
ruj mu sürüyorsun? (.) Kuşun ötüyor mu? (.)
Zeki Müren'le bir
akrabalığın var mı? (.) Sen niye böylesin? (.)
Anan baban normal mi? (.) Karı mısın? (.) Top
lan bu! (.) Topoş!
(.) Tekerlek! (.) Nonoş! (.) . ister misin?
. (.) Zeki! (.) Bülent! (.) Zeki! (.) Bülent!
(.) Zeki! (.) Bülent! (.) Zeki! (.) Bülent!
(.) Zeki! (.) Bülent! (...................................................)"
Sesler
böylece beynimin içinde dönüp durdu. Ertesi
gün yine aynı tacizlerin devam edeceğini bilerek
o zehirli okula gitmekten nefret ettim. Aynı
şeyler, aynı kabus yine ve yine devam ediyordu.
Hep alttan alıp, bunları görmezden, duymazdan
geldikçe daha da artıyor, aç bir kitlenin
kurbanına dönüşüyordum.
Bunu
ne bir idareciye ne de aileme söylemeyi düşündüm.
Onlara bu durumu açıkladığımdaki halimi düşünmek
bile kendimden tiksinmeme neden oluyordu. Her
gün aynı Zeki, aynı Bülent olmaktan bıkkınlık
gelmişti. Öyle ki sınıfın bazısı (beni kötülemeyenler,
yani diğerleri) benim adımın gerçekten Zeki
olduğunu düşündüklerini açıkladıklarında şok
olmuştum. Yani onlar bile bu durumu anlayamamışlardı.
Sadece sokulgan ve evrimin bazı kayıp halkalarından
günümüze gelen birkaç Homo
Sapiens türünün üyesi
gibi olmadığım için bu sözsel tecavüze (taciz
bile diyemiyorum) maruz kalıyordum.
Nefret
katsayım giderek yükseliyordu. Ölmeyi düşünmüyordum.
Sadece kendime bu durumu yediremiyordum. Evet,
o zamanlar hareketlerimin farkında olmadığımı
biliyorum ancak hiçbir şey bunları hak etmeme
neden olamazdı. Sınıfta kadın gibi süzülen ve
onların tabiriyle alnında resmen "top"
yazan tiplerin yanından bile geçmezlerken,
birisi benim bez bebeğimin üzerine iğnelerini
batırmaktan zevk alıyordu anlaşılan!
Ne
gariptir. İnsanoğlu ikiyüzlü. Freud insan ruhunu
masaya yatırıp da iç organlarını dışarı çıkardığında
bıyık altından kıs kıs gülmüş olmalı. Çünkü açığa çıkan sakatat yığını hiç de
dışarıda görünler gibi değil!
Yakın
bir arkadaşım sınıfın önde gelen kız çevresinin
yanından ayrılmazdı hiç. Cinsel fantezilerini
onların yanında açıkça söyleyerek puan toplamaktan
kaçınmıyordu. Bunun için beni bile kullanmaktan
çekinmemişti.
Sanırım
okulların kapanışına yakındı. Grupça sahil kenarına
dolaşmaya gitmiştik. O kızları yanına alıp bir
banka oturmuş erkeklik havaları satmakla meşguldü.
Bense tam karşılarındaydım. Yani nereden çıkmıştı
bilmiyorum. Hiç neden yokken böyle bir laf,
affedersiniz, ancak yaldızlı bir anüsten çıkar!
"Kucağıma
oturmak istiyor musun, belki canın çekiyordur,"
deyip gözüyle pantolonunun içinde sakladığı
bir numaralı hazinesini işaret etmişti.
Ona
sadece tiksintiyle baktığımı hatırlıyorum. Bu
lafıyla kızların ilgisini mi çekmişti, yoksa
kedimin her gün kumuna küçük küçük köfteye benzer toplar halinde sıçtığı kakacıklardan
daha ehemmiyetsiz şahsiyetine bir değer mi katmıştı?
O
zamanlar bilemezdim. İnsanları tanımıyordum.
Sürekli aşağılanmaktan aşağılık kompleksim tavan
yapıyordu zaten. Herkesi bir bok sanıyordum,
kendimi de sadece bokböceği. (Öf, çok "bok"lu
bir yazı oldu biliyorum, ama anlayış göstereceğinize
eminim.) :)
Çok
geçmedi. Birkaç hafta
önceydi. Gaydar'da
gezinirken tesadüf ediverdim. Önce ihtimal vermedim.
Evet, hafızam ondan başkası olamaz diyordu,
ama bunca yıllın hakaretine ve aşağılanmasına
da yediremiyordum. Sonunda hiç kendisine temas
etmeden ismine kadar öğrenip buldum. Resmen
oydu. Beni kızların önünde küçük düşüren herif!
İşte o zaman her şey yerli yerine oturdu. Aslında
o beni küçük düşürmüyordu. Sadece anlatamadığı
duyguları için beni bir yol olarak kullanıyordu.
Zavallı, çaresiz, ezik bir yol.
Şimdi
ona sadece acıyorum.
Buyursun,
kucağına oturacak birilerini arasın bakalım.
Şimdi
ben de Freud gibi bıyık altından gülüyorum.
İnsanların, parıltılı maskelerinin altında yalnızca
boş kabuklar taşıdıklarını biliyorum.
|