Kendimi
yalnız hissediyorum.
Kendimi
hiçbir yere ait hissetmiyorum.
Hep
bir yabancılık hissiyatı içinde yaşıyorum.
Hiçbir
zaman bulunduğum yere ait hissedemedim kendimi.
Nerede olursam olayım hep dışarıdan baktım,
hep diğerlerinin uzağında oldum. İçlerinde gibi
göründüm ama bu sadece yanılsamaydı.
Onların
muhabbetlerine de yabancıydım. Ne dediklerini
de anlamıyordum keza. Anlamsız sözcük grupları
gibi geliyordu bana konuştukları. Hep aynı şeyleri
tekrar edip duruyorlardı zaten. Onların dilini
konuşmadığımdan olsa gerek hep onlara yabancıydım.
Bir tanık gibi izleyip, gözlemledim. İlişkilerimiz
bundan öteye de geçmedi
hiçbir zaman.
Yine
de umutlarımı yitirmeyerek aynı frekanslarda
birini onların arasında bulabilirim diye aramayı
sürdürdüm. Ama olmadı. Bana yakın gelen insanların
da aslında bana ne kadar uzak, ne kadar yabancı
olduklarını anladım. Hiçbir muhabbetimiz bir
iki satırdan, üç beş cümleden öteye geçmiyordu. "Hı, hı," diyip başımı sallamaktan başka yapacak bir şeyim yoktu
onlar için. Ne kadar tuhaf gelir bana. Çocukluktan
beri tanık olmuşuzdur bu duyguya. İlk defa biriyle
karşılaşırsınız. Size ne kadar yakın ne kadar
samimi gelir. Bir konuşmaya başlarsınız dünyayı
unutuverirsiniz. Onunla konuşurken saatler ne
kadar çabuk geçiverir.
Her şey sıcak, renkli ve keyifli olmaya başlar.
Ama sonra bir an gelir. Cümlelerin sonuna bir
nokta konur. Sanki neredeyse tüm hayatı sığdırdığınız
dakikalar bir anda bitivermiş, samimi dediğiniz
insan size birden yabancı oluvermiştir. Adeta
dostluğunuzun pili tükenivermiştir. Boksörün
abandone olması gibi, duvara çarpmak gibi bir
şok etkisi olur üzerinizde. Öyle arkalarından
bakakalırsınız. Soramazsınız, nereye diye. Giderler
öylesine. Bütün bunların yalan olduğunu kendinize
itiraf etmeniz için baya bir zaman geçmesi
gerekir. Çok sonraları anlarsınız, bunun sadece
anlık, sırf zamanı doldurmak için yapılan bir
tecrübe olduğunu. Belki de bu yüzden aldatmalar
daha çocukken başlar.
İşin
aslı kimse neyin ne olduğunu bilmemektedir.
Aslında hiçbir deneyim bir öncekini pekiştirmemektedir.
Değişen sadece zamandır. Ondan ötesinde hep
aynı saçmalıklar süregelir durur. Bir bakarsınız
yıllardır can ciğer olan insanlar bir anda kanlı
bıçaklı olmuşlar. Hiç bitmeyecek aşkların sonu
gelmiştir. Arkadaşınız sizi arkadan vurmuştur.
Çok sevdiğiniz insanlar sizin hakkınızda ileri
geri konuşur. Sonunda ne olur? Hiçbir şey. Yine
onlara dönersiniz. Ya da tümüyle bu ikiyüzlülükleri
reddeder, benim gibi yalnız olmayı tercih edersiniz
ki sanırım bunu yapabilen çok az insan var.
İşte
bu nedenle asıl yalnız olmayı başarabilmek güçtür.
Çünkü insanlar daima bir başkasının yanında
olmasına muhtaçtırlar. Hava gibi, su gibi etraflarında
birileri olmazsa öleceklerini düşünürler. Yaşadıklarının
farkına ancak onların yanında varabilirler.
Eğer dostları yoksa, hiç izlenmeyen bir filmin
başrol oyuncusudur artık onlar. Kimse varlıklarının
farkında olmaz. Bağırsaklarına dolan bokun,
damarlarında akan kanın, duvara fışkırttıkları
sidiğin ancak başkalarıyla birlikteyseler bir
anlamı olabilir ancak.
O
kadar bağımlılardır ki başkalarının bağımlılığına,
terk edildiklerinde yaşadıkları şok inanılmaz
acı verir onlara. Yaşam bir zehir, bir pislik
haline gelir. Toparlanmaları çok zor olur.
Ben
bu nedenle güçlü olduğumu düşünüyorum. Çünkü
sırf kendi ihtiyaçlarım karşılansın diye başkalarının
dostluğuna kucak açmıyorum. Ben demiyorum ki
insanlar benden uzak dursunlar. Eğer doğru olduğuna
inandığım bir ilişki bekliyorsa beni, ona evet
derim. Sadece temkinliyim. Temkinli olduğum
için de daha az yara alıyorum.
Hatırlıyorum
da. Bir zamanlar ne çok aşık olurdum. Göz göze
geldiğim, arkadaş muhabbetlerinde tanıştığım,
internette sözleriyle
beni etkileyen ne çok insana aşık oldum. Adeta
aşık olmak için yaşıyordum. Yaşama nedenim aşık
olabilmekti sanki. Ama her aşık olmak için yaklaştığım
insan beni daha bir yaraladı. Çünkü tüm benliğimle
onlara veriyordum kendimi. Onların yanındayken
tüm savunmalarım tamamen etkisizdi. Sanıyordum
ki ben aşık olmak istersem onlar da bana aşık
olabilecekti.
Sonradan
anladım ki bu işler böyle olmuyor. Beklenti
büyük olursa, acı da, sabırsızlık da o kadar
büyük oluyor. Ben de nedensiz yere koşmaktan
vazgeçtim. Ne için koşacaktım? Aşk mı? Sanmıyorum.
Böyle bir kelime türetilmiş, ama adından başka,
varlığını kanıtlayan bir şey göremedim henüz.
Aşığım diyenlerin de sözlerine itimat etmiyorum.
Sonuçta onların içselindekileri göremediğime
göre, gerçekten aşık olduklarını nasıl bileceğim?
Hem aşkı hangi anlamda aldıklarına bir bakmak
lazım. Aşık olmak için mi aşık olmuş yoksa?
Belki de sadece kendi tarafından aşık olduğunu
düşünüyordur. Aynı benim yaptığım hata gibi.
Açıkçası
kendimi daha rahat daha özgür hissediyorum şimdi.
Ödün vermediğim sürece yıkılma oranı da o derece
düşük oluyor. Bir gün karşıma benim ona verdiğim
değere eşit değer veren biri çıkarsa belki hay
hay diyebilirim. Fakat
sanıyorum ki bunun olması çok ama çok zor bir
ihtimal. Sakın burnu büyük olduğumu düşünmeyin.
Sadece kendimi iyi tanıyorum. Çocukluğumda da
böyleydi. Kimseyi sevmezdim, sevemezdim. Çünkü
seviyorum dediğim insanlar beni sevmezdi. Daha
ilkokul sıralarında en sevdiğim arkadaşlarım
beni satmaya başladıklarında bunu anlamıştım.
Galiba ben bir sevgi böceği değilim. Sırf onların
erkeklik egolarını poh
pohlayacağım diye
etrafa yalandan sevgiler saçamazdım. Kızları
da sevmezdim. Daima ukala olurlardı. Bir bokmuşlar
gibi sizi iter kakar, onlarla oynamak isteseniz
kız mısın diye dalga geçerlerdi. Her şeyin sınırları
belliydi. Ya onlardan, ya öbürlerinden olmak
zorundaydınız. Hiçbirine uymuyorsanız, yalnız
kalmayı kabul edecektiniz. Ben de sonuncu şıkkı
yeğledim. Ama bu eşcinsel oluşumdan değil, kendi
benliğimdeki aykırılıktan kaynaklanıyordu belki
de.
Eşcinsel
olduğumu pek çokları gibi daha o zamanlarda
hissederdim. İlkokulda böyle bir şey yaşamıştım.
Benden belki bir yaş daha küçük bir çocuktu. Onu ne zaman görsem içim pır pır
eder, karnımdan aşağı bir şeyler sürüklenirdi sanki. Bu hissin ne olduğunu anlayamıyordum tabii. Daha çok
sihirli bir şeydi. Henüz pipisinin işemekten
başka işe yaradığını bilmeyen bir çocuk olarak
bunu ancak sihir diye tanımlayabiliyordum. Teneffüslerde
gizliden gizliye onu takip eder, o nereye giderse
ben de giderdim. Her teneffüs bunu yapardım.
Ta ki o beni görene ve sonra da tersleyene kadar.
Yani o anda kafamda ortasından kırılan bir kalp
imgesi belirseydi şaşırmazdım. Aynen öyle olmuştu.
Bu platonik aşk da böylece noktalandı.
İleriki
yaşlarda yaşanan sevgiler de bir yerde bitmiyor mu?
Ne kadar uzun, ne kadar tutkulu olsalar da bitiyor.
Yaşamın yaşam olma nedeni belki de bu. Yine
de yaşamı reddetmek, ona başkaldırmak, yalnız
olmak demek. Beni bu yüzden kalabalıkların içinde
pek göremezsiniz. Varlığımdan ailem dışında
çoğunluk haberdar değildir. İşin garibi, bu
satırlara tesadüf eden sizler benim ne düşündüğümü
biliyorsunuz artık. Beni tanımıyorsunuz, ama
şu satıra kadar beni okudunuz. Bunun da tuhaf
bir çekiciliği olduğunu söyleyebilirim. Ünlü
değilim ancak buraya kadar gelebildiyseniz bu
bile bir şeydir. Ki bazılarının ünlü insanların
yazdıklarına önem vermesini anlamıyorum. Ünlü
olmak okunmak için bir geçerlilik nedeni değildir
ki. Daha eline kalem almamış bir şarkıcı yazmaya
başlasın, insanlar onu, saçmalıklar sıralasa
da okuyacaktır. Bence bunun değeri yok. Ancak
bu halimle ben, zihninizde bir anlam ifade edebildiysem,
bu benim için yeterli bir haz kaynağı. Yaşam
da böyle değil mi zaten? Farkına varılın ya
da varılmayın elbette bir gün bitiyor, siz hak
ettiklerinizi elde etseniz de etmeseniz de.
|