Ama o da ne!
Halim Bey'in bardak
tutan elinin küçük parmağı havada!
Öğretmenler odasındaki
konuşmalar şıp diye kesiliyor: Coğrafyacı Aysel Hanım'la
İngilizceci Suratsız Nuriye gizlice bakışıp birlikte
dışarı çıkıyorlar.
Matematikçi Halim
Bey başına gelenlerden habersiz çayını içmeye devam
ediyor.
*
Bu senaryo da nereden
çıktı diyorsanız, dünkü Hürriyet'in manşetini görmemişsiniz
demektir.
Ben haberi gözlerim
faltaşı gibi açılarak okudum.
Milli Eğitim Bakanlığı
"öğretmen profili"nde bazı değişiklikler yapmış. Personel
Genel Müdürlüğü'nde hazırlanan bir raporda, bundan
böyle "efemine" davranışlarda bulunan erkek öğretmenlere
özellikle okul öncesi ve ilköğretim düzeyinde öğretmenlik
yaptırılmaması savunuluyormuş. Çünkü efemine öğretmenler
çocuklar için iyi model olamazlarmış. Bundan böyle
"sapına kadar erkek" olmayanlar boşuna öğretmenlik
için başvurmasınmış. Bakanlık, daha önce mesleğe sızmış
olan "kadınsı" erkekler için de çözüm bulmuş. Atanmayı
bekleyen öğretmenler de bir sağlık kurulundan geçirilerek
östrojeni yüksek olanlar elenecekmiş.
Durun, bitmedi.
Sağlık Kurulu'ndan
geçmek de tehlikenin bittiği anlamına gelmiyormuş.
Devlet, okullarda östrojen avcılığını sürdürecek,
görev yaptığı süre boyunca "efemine" davranışı tespit
edilenlere derhal görevden el çektirilecekmiş.
*
Bakanlık alenen ve
resmen ortaya çıkıp "eşcinseller öğretmenlik yapamaz"
deseydi, bu karar yine ciddi bir cins ayrımcılığı
olurdu, yine yasalara, Türkiye'nin imzaladığı uluslararası
sözleşmelere aykırı olurdu, yine büyük tepki çekerdi
kuşkusuz.
Ama durum bu kadar
vahim olmazdı.
Eşcinselliğin doğal
bir durum, olağan bir cinsel tercih muamelesi gördüğü
bir dünyada, bizim Milli Eğitimciler bırakın bu cinsel
tercihe saygı göstermeyi, kadınlığın en ufak bir izini
bile "eşcinsellik sinyali" olarak algılayıp "erkek"
devletin saflığını korumak üzere barikatlarını örmeye
girişiyor.
Kadınlığı öylesine
bir zaaf, öylesine bir ayıp olarak görüyor ki, "erkek
gibi" erkeğin içinde bir nebze olsun kadınlık taşımasına
tahammül edemiyor. Ve zaptiye kesilip erkek cinsinin
içine sızmış olan 'kadın'ı izlemeye alıyor. Onu tespit
ettiği anda da, o taşıyan erkekle beraber kulağından
tuttuğu gibi devlet kalesinin kapısından dışına atıyor.
Östrojen "erkek insan"ı
bozup çürüten bir virüs sanki... Erkek, içindeki kadınlık
yüzünden lanetlenirken, kadın bir kez daha ve dayanılmaz
biçimde aşağılanıyor.
*
Bütün kadınlar biraz
erkek, bütün erkekler biraz kadındır oysa...
Bu düalite, doğanın
insana yaptığı hoş bir sürpriz; ak/kara ayrımlarına
pek düşkün olanlara verdiği zekice bir cevaptır.
İnsan, bu ikili yapısının
farkında olduğu, bunu bir şans olarak gördüğü ve keyfine
vardığı oranda bütüncül, gerilimsiz bir hayat yaşayabilir.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın
personel dairesindeki beylerin "feminen" deyip cüzamlıya
eş tuttuğu tip, yüzyıllardır "işte erkek" diye önümüze
sürülen o şiddet düşkünü, duygu yoksunu yabani insanın
-maçonun- östrojen aşısıyla ıslah edilmiş halidir.
Bunu yasaklamaya kalkışmak, ancak içindeki karşı cinsi
sevmemekle, ondan nefret etmekle açıklanabilir.
Daha da ötesi bu,
ölesiye bir korkunun ifadesidir.