Özel
bir tanıtım kampanyası yapılmadan sessiz sedasız
yayımlanan ilk romanı Git Kendini Çok Sevdirmeden'in
okuyucudan gördüğü ilgiyle edebiyat çevrelerini
şaşırtan Tuna Kiremitçi, ikinci romanı Bu İşte
Bir Yalnızlık Var'da yine yalnız, yine hayat
yorgunu, yine yitik bir geçmişe özlemle bakan,
gelecek beklentisiz insanların dünyasında geziniyor.
Tuna
Kiremitçi'nin ilk romanı
Git Kendini Çok Sevdirmeden'de
40'lı yaşlarında bir kadının hüznüne eşlik etmiştik.
Bu kez aynı yaşlarda bir erkek var Bu İşte Bir
Yalnızlık Var'ın merkezinde; Mehmet, bir zamanların
tutulan müzisyeni, şimdilerde ders verip gitar
tamir ederek kazanıyor hayatını. İçkiyle başı
dertte; bir süre bırakmış ama göğüslemek zorunda
kaldığı sorunlar nedeniyle yeniden başlamanın
kıyısında. Alışıldık roman kahramanlarından biraz
farklı; mesela bir entelektüel değil, ne Fellini
filmlerinden haberdar ne siyasi gelişmelerden.
Temel
insanlık halleri üzerinde kurulmasına rağmen Bu
İşte Bir Yalnızlık Var'da varoluşsal meseleler
üzerine uzun uzadıya sorgulamalara girişmiyor,
ağır hesaplaşmalarla okuyucuyu bunaltmıyor Tuna
Kiremitçi, ama onların yerine okuyucuyu sarıp
sarmalayan hüzünlü bir atmosfer kurmayı başarıyor.
Sadece
edebiyat çevreleri değil, Tuna Kiremitçi'nin
kendisi ve yayımcısı da şaşırmıştı okuyucunun
Git Kendini Çok Sevdirmeden romanına gösterdiği
teveccühe. İtiraf etmeliyim ki severek okuduğum
bu romanın böylesine geniş bir okur profili yaratacağını
ben de hiç düşünmemiştim. Sanırıyorum Git Kendini Çok Sevdirmeden'in
etrafında oluşan bu beğeni ortaklığının analizi
önemlidir. Ne var ki bir yazarın 'konularını nereden
aldığını, bu konularla bizi etkileyip duygulandırmanın
nasıl üstesinden geldiğini, ruhumuzda uyanabileceğine
hiç ihtimal vermediğimiz heyecanların içimizde
doğmasını nasıl sağladığını bilmek' eskiden beri
eleştirmenlerin ilgisini çekmişse de, ortaya sürülen
iddiaların iyi bir roman yazmanın gerek ve yeter
şartı olmadığı ya da
benzer bir hikayenin hiç de aynı tadı vermediği
bilinmektedir. Çünkü bir edebi metnin yöneldiği
düşünsel ve duygusal dünyanın okuyucuda karşılık
bulması basitçe konu seçimine indirgenemez.
Git
Kendini Çok Sevdirmeden'de
yitirdiği çocuğunun yasını tutan bir annenin dramı
vardı. Bu İşte Bir Yalnızlık Var'da ise Mehmet,
hem artık yüzünü bile hayal etmekte zorlandığı
annesini hatırlıyor hem de hikaye boyunca Nihat
abisinin yaklaşan ölümüyle yüzleşiyor. Yalnızlık,
nihilistçe duygular yeşertiyor kahramanların zihinlerinde.
Mesela Mehmet, kızı Ezgi ile hafta sonları buluşmalarının
keyfini çıkartırken bile sonraki bir zamanı düşünmekten
alamaz kendisini; "Yıllar sonra koca kız
olduğunda, sahil şeridinde sivilceli bir oğlanla
el ele yürürken, karşı kıyıdaki yalılara ya
da kayıkhanede şarap içen balıkçılara baktığında
babasını hatırlayacak."
İnsani
ilişki eksikliğinin travmalarını, aşkların sınırlarını,
kaçınılmaz sonları dile getirmekte de çok başarılı
Tuna Kiremitçi. Herkesin paylaşabileceği bir ruh
durumunu basit cümlelerle can alıcı ayrıntılarda
yakalayıveriyor:
"Can
sıkıntısı galiba akıcı bir şey. Yıllarca uğraşarak
kendisine bir gedik açmayı başarıyor. Sonra da
akıyor içimize. Orayı binlerce şeyle tıkamaya
çalışıyoruz tabii; sabahları becerebildiğimiz
kadar sıcak bir bakışla, bebeğin ilk yürümeye
başladığı anın hatırasıyla, bütün gece parlatılmış
'seni seviyorumlarla',
hala medet uman 'ben de seni'lerle,
her şeyle. Ama sonuçta sıvı bu. İnsanın gözeneklerine
bile sızıyor."
Tuna
Kiremitçi'nin romanlarını
belki de kendi bireysel öykümüzü evrenin öyküsüyle
çakıştırır gibi hissettirdiği için seviyoruz,
belki de Bozcaada'da Yannis
Bey'in Mehmet'in şarkıları için söyledikleri tercüman
oluyor hislerimize; "Şarkılarınızda insana
dokunan bir şey var. Güzel, içli bir şey. Bence
hepimiz kalbimizin derinliklerinde aynı şeye ihtiyaç
duyuyoruz. Bir şey kalbimizi yakalasın, yalnızlığımızı
gidersin istiyoruz. Sahiden güzel bir şarkı bunu
yapabiliyor."
Tuna Kiremitçi'nin Bu İşte Bir Yalnızlık Var'ı gibi güzel
bir roman neden yapmasın?
A. ÖMER TÜRKEŞ
Radikal Kitap
|