|
.Sabahları uyandığımızda gözlerimizdeki çapakların
sahibi Sandman'dir. Uykuya dalmadan önce gelir
ve rüya görmemiz için gözlerimize büyülü bir kum
serper. Uyanışa doğru o büyülü zerrecikler çapaklaşır.
ÇİZGİ ROMANIN TEK TİPLİLİĞİ
Çizgi
roman kültürü denince akla gelen kavramların büyük
çoğunluğu süper kahramanların çevresinde şekillenir.
Genellikle genç kesimin ve ondan sonra devam eden
kuşağın hayallerini süsleyen belki de tek bir
prototip vardır. Kızıl Maske, Zagor,
Mister No, Superman,
Spiderman, Batman, X-men
(şimdi dikkat ediyorum da amma çok .man'lı
çizgi roman varmış!) diye giden pek çok çizgi
roman gerçekte şiddetin yüceltildiği, testosteron
seviyesi yüksek hikayelerden meydana gelmekteydi.
Bunların içinde sivrilen birkaç dişi kahramansa
bir tür yardımcı eleman gibi vazifelerini gördüler.
Çizgi
romanlarda yıllar boyunca değişen sadece ana kahramanların
isimleri olmuştur. Geri plandaki şeyler hemen
hemen birbirinin tıpkısıdır.
Spiderman'in Mary Jane'i, Superman'in
Lois Lane'i vardır (ne kafiyeli!). Temelde her ikisi de çifte hayatı aynı
anda yaşamaktadır: bizler gibi günlük yaşamın
sorunlarıyla mücadele eden sıradan insanlardır,
diğer yandan şehirdeki doğaüstü kötücül güçlerle
mücadele etmek zorundadırlar. Ve işin kötüsü kimse
onların bu süper özelliklerinden haberdar olmamalıdır.
Herhalde kendilerini küçük görme kompleksleri
had safhada olsa gerek! Açıkçası böylesi süper
özelliklerim olsaydı ilk işim önüme gelene bundan
bahsetmek ve ünüme ün katmak olurdu. Yoksa sen
git dünyayı bir gecede atom bombasının yüz bin
katı güçteki tehlikeden kurtar sonra eve dön,
hiçbir şey olmamış gibi terliklerini giyip televizyonun
karşısına geç. Oldu mu şimdi? Nerede bunun geri
dönüşü? Haberlerde dünyanın bilinmeyen kahraman
tarafından kurtarılmasını izlerken 'işte bu benim'
diye içimden hayıflanmak beni kesmezdi işin açıkçası.
Ki bir de işin komik yanı, şehri tehdit eden temel
güçlerin doğaüstü olmasıdır. Hele de buna karşı
koyabilecek tek savunmanın da yine bir süper kahramandan
gelecek olması bundan da doğaüstüdür. Yani şu
tesadüfe bakın diyesi geliyor insanın.
İlgi
çeken bir diğer bir nokta da konuların bu kadar
benzer olmasına karşın insanların yıllardır çizgi
romanlara olan ilgisinde bir azalma olmamasıdır
(bu konuda sadece). Şimdi burada tüm çizgi romanlar
kötüdür demek istemiyorum elbette. Ancak Amerikan
menşeili çizgi romanların
hemen hepsinde durum böyledir. Henüz yeni biten
bir savaşın ertesinde, yeni şekillenen bir ülkede
çizgi romanların ortaya çıkması ve yaygınlık kazanması
da bir tesadüf olmasa gerek. Süper kahramanlar
da tarih boyunca Amerikan egosunu tatmin eden,
onların büyüklük kompleksini okşayan birer simge
olarak görülebilir belki de. Tabii çizgi roman
aynı şekilde kalmaz, kuşaklarla beraber evrim
geçirir. Yeni çizgi romanlarda televizyon ve hamburger
kültürüyle yetişmiş 'pop' kültürün yansıması olan
karakterler karşımıza çıkar. Ancak temelde yüceltilen
erkeklik kavramı alttan alta varlığını sürdürmeye
devam eder.
1988
yılında DC Comics'ten
çıkan THE SANDMAN: Preludes and Nocturnes
işte bu noktada tüm çizgi romanlardan ve onların
yarattığı kültürden ayrılıyor.
SANDMAN VE ÇİZGİ ROMANDA DEĞİŞİM
Hikayesi
Neil
Gaiman
tarafından yazılan ve çizimleri Sam Kieth,
Mike Dringerberg, Malcolm Jones III tarafından
yapılan Sandman, çizgi
romanda o güne kadar gördüğümüz pek çok kavramı
da bir anda yerle bir ediyordu. Çünkü öykü de,
çizgi romanın genel konsepti
de şimdiye değin görmeye alıştığımız süper kahraman
imajından oldukça farklıydı. Çünkü bir kere ortada
birçok karakter vardı ve hikayenin ne şekilde
seyredeceğini asla tahmin edemiyordunuz. Yeri
geldiğinde bir yan karakterin, yeri geldiğinde
düşman sayabileceğimiz tarafın gözlerinden olaya
bakıyorsunuz. Ki Sandman'in
en güzel yanı da gerçekliğe olan bu duruşunda
saklı. Ana karakterler, otomatiğe bağlanmış gibi
'kötüyü yok et, iyiliği yücelt' diyecek kadar
saf ve budala değiller. Kötülere olduğu kadar
onlar da yara alabiliyor, güçten düşüp pes edecek
duruma geliyorlar. Burada çoğul konuştuğuma bakmayın.
Genel çizgi romanın doğasında varolan olan koşuşturmaca,
şuraya git, bunu patlat gibi bir aksiyon durumu
söz konusu değil. Tabii bu asla öykünün sıkıcı
olduğu anlamına gelmiyor. Sandman'in
hareketliliği hikayenin anlatımındaki zeka ve
karakterlerin doğallığından kaynaklanıyor.
MODERN BİR MİTOLOJİ
İlk
öykü, Endless
ailesinin bir üyesi olan Dream'in,
yani Yunan mitolojisinde rüya tanrısı Morpheus'a
karşılık gelen karakterin, bir okült grup tarafından yanlışlıkla bu dünyaya çağrılmasıyla
başlıyor. Bundan sonra Dream,
ondan çalınan eşyalarını geri almak için türlü
oyunlardan geçmek ve cehennemin derinliklerine
dek yolculuk etmek zorundadır.
Öykü boyunca
zengin edebi alt metinlerle bezenmiş, yer yer mitolojik motiflerin yer aldığı, gerçekle gerçeküstü arasında
gidip gelen bir evrende dolaşmaya başlıyoruz.
Her bölümde hikayeye farklı bir açıdan yaklaşırken,
Endless ailesinin de
yeni üyeleriyle tanışıyoruz.
Neil
Gaiman'ın yaratıcı hayalgücünü
her karede görmeniz mümkün. Shakespeare'den tutun da Homeros'un İlyada'sına
değin türlü kaynaktan beslenen bir dünya inşa
etmiş. Bunu yaparken de insanın psikolojik derinliğine,
onun bilinçaltının en
karanlık, en kuytu köşelerine değin iniyor. (Sandman'in
24 Saat adlı bölümünde bu konu,
'Alacakaranlık Kuşağı'na yakın bir dilde, mükemmel
bir korku atmosferi içinde sunulur.) Neil
Gaiman'ın hikaye anlatışındaki ustalık öyle ileri noktalara
varır ki ilk defa bir çizgi roman Dünya Fantastik
Edebiyat Ödülü ve en kısa hikaye ödülünü alır
(Bir Yaz Gecesi Rüyası).
Bunlara
ek olarak hikayenin oldukça androjen
bir yapısı olduğunu belirtelim. Ana karakterler
kesinlikle klasik çizgi romanlarda olduğu gibi
maço bir izlenim sergilemiyorlar. Dream'in
kızkardeşi Death'in,
yani yaşamın anti-tezi ölümün, dişi olması da
bu konuda önemli bir işaret. Ayrıca Endless'ların diğer bir üyesinin de eşcinsel kimliği sembolize
ettiğini söylemek mümkün.
SANDMAN: DÜŞ MÜZİĞİ
Sandman:
Düş Müziği. Bugüne değin birçok ödül kazanan seriye
Stephen
King'den Tori Amos'a
kadar konusunda birçok efsane isim önsöz yazdı.
Belki de ilk defa toplumun birçok kesimince, özellikle
çizgi romana soğuk bakan kadınlar (ki haklı sebeplerden)
tarafından sevilen bir kült haline geldi. Sandman.
Modern bir mitoloji. Şehre, insanlara ve efsanelere
şiirsel bir dille sunulan bir atıf. Gecenin ve
düşlerin müziği. Neil
Gaiman Sandman'de zamandan ve mekandan
bağımsız hikayeler anlatıyor. Fanteziyi bir gerçeklik,
gerçekliğiyse fantezi haline getiriyor. Sandman
kötülüğü anlatırken, aslında içimizde varolan
canavarlara sesleniyor. Düşlerden düşlere koşarken
bir bakıyorsunuz ki kitabın baş karakteri siz
olup çıkmışsınız.

İpek
M. Korkusuz
GayGaye.com Editörü
|