Aşk
sanatını konu edinmiş kitaplar, özellikle romanlar,
ayrıca resimli kitaplar ve anılara erotika
adı verilir. En ünlü erotikaların
yazarları yaşadıkları çağın cinsel geleneklerini
ve sapıklıklarını çok gerçekçi bir görüşle yapıtlarında
yansıtmışlardır. Bu gerçekçi tutum suç sayıldığından
yapıtları sık sık devlet
ve kilise kurumlarınca yasak listeye alınmıştır.
Ünlü,
şehevi yapıtları kapsayan ilk ayrıntılı bilgileri
1564'lerde Index
Librorum Prohibitorum adlı yasak listeyi açıklayan Katolik Kilisesi'ne
borçluyuz.
Şehvet
konusunu işleyen bazı kadın yazarlar varsa da
bu alanda eser veren erkekler çoğunluktadır. Amerikalı cinsel bilim
araştırmacısı Kinsey
15 yıl süreyle yaptığı binlerce araştırma sonunda
sadece üç kadın yazarın bu konuyu işlediğini ortaya
koymuştu. Kinsey şöyle
demişti: "Edebiyatın bu türünde kadın yazarlar
erkeğin cinsel gücünü övmektedirler. Kadın kahraman
ise erkeğin hayalinde yaşattığı tipte uygun olarak
canlandırılmaktadır."
Dünya
edebiyatının ilk erotikaları
erkeklerin şehevi düşlerini dile getirmekten uzaktı.
Eski Yunan ve Romalı aşk yazarları işleyebilecekleri
yeterli konuya sahiptiler. Yunanlı Lukian, diyaloglarında erkeğin cinsel isteklerini açıkça
tartışmakta, filozofların şehevi davranışlar konusundaki
öğretileriyle toplumun zevklerini karşılaştırmaktaydı.
Şehvet
konusundaki görüşleri açıkça ilk kez belirleyenler
eski Romalı yazarlardır. Milattan sonraki ilk
yüzyıllara ait geleneklerin tablosunu Macus
Valerius Martial'a borçluyuz.
Kendisi üst sınıfın fahişelerini bir katalogda
toplamış ve bu aşk hizmetçilerinin gerek değerlerini
gerekse davranışlarını incelemiştir.
Kral
Neron'un bir çeşit protokolcüsü
sayılan Gaius
Petronius Arbiter ise Satiricon
adlı yapıtında erkekliği olmayan bir kişinin elemini
etraflıca anlatmıştır.
Çağın
en ünlü şehvet yazarı Ovid'di.
Aşk Sanatı adlı yapıtında bir sevgiliyi
bulabilmenin, ele geçirebilmenin, ona sahip olup
her zaman yanında alıkoyabilmenin yollarını göstermiştir.
Aşk Sanatı'nın satışı MS 8. yüzyılda Kral Augustus
tarafından yasaklanmıştır. Bu tarihten hemen yarım
yüzyıl sonra bir diğer yazar, Vatsyayana aşıkların birbirlerine
karşı tutumlarını ve gerçekleştirebilecekleri
cinsel zevkleri anlatıyordu.
Ovid değerinde bir yazar değil bir filozoftu kendisi. Kamasutra adlı yapıtı bir cinsel aşk kılavuzuydu.
|
Kamasutra'da adı geçen Hindu tanrısı Şiva (Shiva). |
Şehevi
yazarların yanında aşk sanatına ilişkin resimli
kitaplar da yayınlanıyordu. Yunanlı tarih yazarı
Plinius açık saçık sahnelerin
resimlendiği kupa ve kaplardan içki içmekten zevk
alındığını yazar. Çocukların yemek tabaklarına
bile anlamlı motifler kazılmıştı.
Japonya'da
daha 10. yüzyılda erotik resimli kitaplar vardı.
Kibar fahişeler müşterilerini tuhaf cinsel motiflerle
süslü değneklerle eğlendirirlerdi. Çin'de de erotik
sahneleri yansıtan resimler çok tutuluyordu.
16.
yüzyıl yazarlarından biri Çinli kibar bir tüccarın
hareketli aşk yaşantısını anlatıyordu: Sapık bir
erkeğin başından geçen olayları ve o devrin çeşitli
aşk araçlarıyla şehvetli aşk oyunlarını yansıtan
Chin-Ping-Mei Çin edebiyatının en ünlü aşk romanıdır.
Yine
bu sıralarda Tunuslu Arap bir yazar doğunun cinsel
yaşantısına ilişkin görüşlerini yazmış, erkek
ve kadınlara aşk sanatıyla ilgili öğütlerle birlikte
garip öyküler de sunmuştu. 1850'lerde Şeyh
Nefaur'un Yeşeren Bahçeleri
adlı yapıtın ilk yanlış ve kötü çevirisi Fransa'ya
ulaşmıştı. Ayrıca 1001 Gece Masalları da
pek çocuklara göre değildi. Aslında hepsi birer aşk masalıydı.
|
Erotik
yanı sıklıkla göz ardı edilen 1001 Gece
Masalları'ndan popüler bir imge. Alaattin
ve sihirli lambası. |
TÜRK EDEBİYATINDA CİNSELLİK
Osmanlı
öncesi Türk edebiyatındaki cinsellik bahislerinde,
cinsel ilişki tekniklerinin anlatımına pek rastlanmaz.
Genellikle sevgilinin güzelliği, zarafeti ve baştan
çıkarıcılığı konu edilir. Destanlar döneminden
başlayarak, 14. yüzyıl Anadolu Türkçesi örneği
olan şiirlere kadar bu böyle gider. Kabusname,
Türk edebiyatında sevişmeyi konu alan kaynakların
en eskilerinden biridir. Ziyaroğulları'ndan Emir
Keykavus tarafından Farsça yazılmış ansiklopedik
bir eserdir.
Türklerin
Kamasutra'sı diyebileceğimiz bahnamelerin
yazılması, meşhur Hint eseri kadar eski olmasa
da yüzyıllar öncesine dayanır. Türkçe'si "cinsel
konulardan bahseden kitap" olan bahnemeler genellikle
dönemin ünlü şahısları tarafından kaleme alınmışlardır.
Örneğin tanınmış tıp bilgini İbni Sina'dan
(980-1037) astronominin babalarından sayılan
Nasreddin-i Tusi'ye (1201-1274)
kadar, çok sayıda bilgin, bahname kaleme almışlardır.
Özellikle Tusi'nin Bahname-i Padişah'ı
artık klasik olmuş bir eser.
DECAMERON
En
ünlü erotik yapıtlar Giovanni
Boccaccio (1313-1375)
ile Aretino'ya (1492-1556) aittir. Bu yazarların yapıtları
yasaklanıyor, yeniden düzeltilip yayınlanıyor,
tekrar yasaklanıyordu. Bu konuyu işleyen sayıca
çok az kadın yazardan biri Aretino
ile aynı yılda doğan, sonradan Navarra
kralı Henri d'Albert'in karısı olan Margarete
von Navarra'dır. Margarate von Navarra
devrinin kibar kadınları gibi bu konuyla ilgilenmemek
yerine yazmayı tercih etmiştir. Ölümünden sonra
yayınlanan ve Boccaccio'nun
Decameron'undan esinlenilmiş Heptameron
adlı yapıtı manastırda geçen olayları yansıtmaktadır.
Soylu erkek ve kadınlar birbirlerine o devirde
geçerli gelenekleri dile getiren açık saçık hikayeler
anlatıyorlardı.
|
Ünlü
Decameron'un yazarı Giovanni Boccaccio. |
Pierre
de Bourdille (1540-1614)
Şehvetli Kadınların Yaşantısı adlı yapıtıyla
erotik edebiyatı halka indirmiş fakat bu tür yayınlar
ancak 18. yüzyılda tam anlamıyla halk tarafından
benimsenmişti. Bu sıralarda zengin burjuvalar
artık erotika koleksiyonu
yapıyorlardı. Şehvet Asrı denebilecek bu dönemde
cinsellik, Francois
Boucher (1703-1770)
ve Francisco Goya
(1746-1828) gibi ünlü ressamlar tarafından resimlendirilmiş
yapıtlarda her yönüyle yaşatılıyordu. Choderlos
de Laclos'un 1782'lerde Paris'te yayınlanan
Tehlikeli Aşk İlişkileri adlı yapıtı
bu aşk devrinin en önemli örneklerinden biridir.
Bir eleştiride bu yapıttan "Kişinin düşünebileceği
en etkili zehirlerden biri" diye söz edilmektedir.
Fransa sarayının şehevi yaşantısını dile getiren
Claude Prosper
de Crebillon (1707-1777) bu edebiyatı doruk noktasına ulaştırdı.
Gerek yazıları, gerekse bunları süsleyen resimler
doğu stilindeydi.
Cinsel
sapıklık konuları giderek edebiyatta daha çok
yer alıyordu. Nicolas
Edme Restif (1734-1806) Paris'in ahlak düşkünlüğünü tüm açıklığıyla
anlatıyordu. Aynı sıralarda Marquis
de Sade kendi yaşantısının benzeri olan cinsel
sapkınlık konusundaki ünlü yapıtlarını yazıyordu.
Sadizm terimine
adını veren Sade ancak kendisi acı çektiği
ya da bir başkasına acı çektirdiği zaman zevk
alabiliyordu.
Şehvet
edebiyatı 19. yüzyılda aşk anılarıyla daha da
zenginleşti. Cinsel yaşantının ruhsal sorunlarıyla
çok geniş kitlelerin ilgilenmesine karşın aşk
konusunda yine de birçok güçlüklerle karşılaşılıyordu.
İrlandalı cinsel bilim araştırmacısı Dr. Havelock
Ellis hiçbir kadın
ya da erkeğin tam normal sayılamayacağı görüşündeydi.
Cinsel, Psikolojik Çalışmalar adlı yapıtında
cinsel yaşantıda bazı sapıkça davranışların varlığından
söz etmekteydi. Ellis,
bir bilim insanı olarak cinsel sapıkların yaşantısıyla
ilgileniyordu. İlginçtir ki bu ilgi kendisinin
de sapıklıkla suçlanmasına yol açmıştı.
20. YÜZYIL EROTİK EDEBİYATI
20.
yüzyılda cinsel sorunlar İngiltere'de artık serbestçe
tartışılabiliyordu. Bu devirde Ellis
aydınlatıcı olarak kabul edildi. Havelock
Ellis cinsel sapıklık
konusuyla ilgilenirken, Hollandalı hekim ve yazar
Theodor Hendrik van de Velde ise normal kişilere
evlilik için bazı öğütler vermek istemişti. Antik
çağda da şehevi yapıtların bu amaca yönelik olduğu
görülür. O çağın yapıtları aşk sanatına bir giriş
niteliğindeydiler.
Cinsel
bilim araştırmacısı Alfred.
C. Kinsey'in incelemeleri
Amerikalı kadın ve erkeklerin aşk yaşantısını
dile getirmektedir. Bu konuyla yakından ilgilenen
William Masters'tır. Masters
Raporu çiftlerin cinsel ilişki sırasındaki
ruhsal ve fiziksel tepkilerini aktarmaktadır.
Modern
şehvet yazarı Henry Miller'ın
yapıtlarının birçoğu çeşitli ülkelerde açık saçık
olmaları nedeniyle yasaklanmıştır. Miller'ın
yapıtları hazırlıksız okurların bazılarını tiksindirici
nitelikteyse de (yazarın asıl amacı okuyucuları
şaşırtmaktır) cinsel yazıları gerçek edebiyat
değeri taşıyan çağımızın en önemli romanları arasında
adı geçen kalıcı yapıtlardır. Günümüzde yalnızca
erotik kitaplar yayımlayan birçok yayınevi vardır.
Örneğin, Olympia Press bunların
en ünlüsü olup Nobokov,
Miller gibi yazarları dünyaya tanıtmıştır.
Derleyen: İpek
M. Korkusuz
GayGaye.com Editörü
MİNİ EROTİK EDEBİYAT ANSİKLOPEDİSİ:
BAHNAME-İ
PADİŞAH (ya da Bahname-i Şahi): İlhanlı
hükümdarlarından Gazan Mahmut Han'ın (1271-1304)
oğlu Muzaffer, dünyanın en güzel kızlarıyla
ilişkide bulunmaktadır ama günün birinde
gücünü kaybeder. Tabiple, hükümdarın oğlunu
muayenelerden geçirip, üzerinde türlü türlü
ilaç denerlerse de çare bulamazlar. Muzaffer
artık hiçbir şeyden zevk alamaz hale gelmiştir.
Nasreddin Tusi saraya çağrılır, Muzaffer'in
eski "gücüne" kavuşmasının çarelerini içeren
hacmi küçük ama yararı büyük bir kitap hazırlaması,
cinsel işlevi olan her türlü ilacın formülünü
yazması istenir. Asıl işi gökbilimciliği
olan Tus'lu bilgin bu konuda yazılmış tüm
eski kitapları inceler, kendi dönemindeki
uygulamayı da gözden geçirir ve istenen
kitabı hazırlayıp saraya sunar. Bahname-i
Padişah, yıllarca elden ele dolaşmış ve
yazılmasından 300 yıl sonra, Osmanlılar
döneminde Farsça'dan Türkçe'ye çevrilmiştir.
İlhanlı saraylarındakilerin yanı sıra halk
tarafından da sıkça kullanılmıştır.
BİN
BİR GECE MASALLARI (Arapça Alf
laila Valaila):
İslam aşk yaşantısı hakkında geniş
bilgi veren bir yapıttır. Bu eserde şiir,
hayal gücü, cinsellik, kuruntu ve coşkunluk
bir araya gelmiştir. İlk yazılı hali 8.
yüzyılın yarısında ortaya çıkmış ve 13.
yüzyıldan beri de hiç değiştirilmemiştir.
Birçok bilim insanı bu yapıtın Hintçe'den
Farsça'ya çevrildiği, aslında Mısır ve Arapça
bölümlerin önemsenmesi gerektiği görüşündedir.
İlk baskı 1814'te Kalkuta'da;
1825-1838 ve 1842-1843 yıllarında Avrupa'da
basılmıştır. Bin bir Gece Masalları bir
şiir, bir kültürün tarihi ve aynı zamanda
kutsal kitabıdır. Eserin kişilerinde ve
yapısında Arapların genel özelliği görülür.
Masal, adalar üzerinde kurulu Hindistan'da
ve Çin'de hüküm süren padişah Şehriyar'ı
anlatır. Şehriyar
karısının kölelerle birlikte olduğunu öğrenince
hepsinin başını vurdurtur ve bundan böyle
her gece bir kızla evlenir, onların bekaretini
alır ve sonra da kendi şerefinden emin olmak
için kızları öldürtür. Sıra vezirin kızı,
Şehrazad'ın Şehriyar ile evlenmesine
gelir. Fakat Şehrazad
akıllıca bir plan yapar: küçük kız kardeşini
de yanına alarak gerdeğe öyle girer. Küçük
kız kardeşi Şehrazad'a
der ki: "Tanrı adına senden rica ediyorum,
bu gecenin saatlerini kısaltmak için bize
bir masal anlat." Padişah da bunu kabul
edince çeşitli öykülerden meydana gelmiş,
bitmek bilmeyen bin bir gece masalları başlar.
Padişah, bu masallarla ona şiirin ne kadar
güçlü olduğunu öğreten Şehrazad'ı
sever ve hayatını bağışlar.
DECAMERON:
Rönesans öncesi Floransalı yazar Giovanni Boccaccio'nun (1313-1375)
ünlü yapıtı. Rönesans'ı hazırlayan başlıca
yapıtlardan olan ve dünya edebiyatının klasikleri
arasında yer alan Decameron açık saçık oluşu
ile ün yapmasına karşın aslında çağın gerçeklerini
yansıtabildiği için değerlidir. 100 öyküden
meydana gelmiş olan Decameron orta çağ sonlarında
Avrupa'yı kasıp kavuran veba salgınları
sırasında geçer. Yedi güzel kadın ve üç
yakışıklı erkek, salgından korunabilmek
için kent dışında bir villaya sığınırlar.
Burada kaldıkları on günlük süre içinde
birbirlerine çeşitli şehvet öyküleri anlatarak
vakit geçirirler. 'On gün' anlamına gelen
Decameron adı da buradan gelir.
KAMASUTRA:
Milattan sonra 250 yılında Mallanaga
Vatsyayana tarafından yazılmış, aşk yapmayı
öğreten kitabın adıdır. Vatsyayana Kamasutra'yı yazarken şimdi elde bulunmayan, kendinden çok
daha eski aşk kitaplarından yararlanmıştır.
Kama Hintçe'de gövdesel aşk, cinsel haz
anlamına gelir, sutra
ise ilke, prensip demektir. Hintlilerin
yaşantı bilgisine göre dünyayı yaratan Prajapati
hayvan ve insanları yarattıktan sonra onlara
aşkın üç amacı konusunda bilgi vermiştir:
1. Dharma (ahlak
bilimi, ahlaklılık), 2. Artha (kazanç, fayda), 3. Kama (cinsel aşk). Aşk üzerine olan
bilgiler bin bölüm halinde verilir. Efsaneye
göre bu bilgiler tanrı Şiva'nın hizmetçisi Nandi tarafından,
tanrı Şiva karısı
Dewi ile bin yıllık
aşkını kutlarken, gökteki aşk mağarasının
kapısında okurmuş. Vatsyayana kitabını aşk
konularını işleyen yedi kısım ve otuz altı
bölüme ayırmıştır. Birinci kısım, Prajapati
tarafından insanlara gösterilen bu üç amaca
erişmek için gidilecek doğru yolu gösterir.
Gene bu kısmın bir bölümünde bir kızın öğrenmesi
gereken altmış dört sanat çeşidi anlatılır.
Örneğin, şarkı, dans, resim ve strateji
bilgisi ve gövde bakımı bu konuların birkaçıdır.
Bir bölümde de erkeğe kadın dünyası ve çeşitli
özellikleri ile aşk için nasıl elçi kullanılabileceği
hakkında bilgi verilir. İkinci kısımda birbirleri
ile uyuşabilecek olan erkek ve kadınlar
belirtilir. Erkekler Lingam
diye tanımlanan erkeklik organlarına göre
tavşan, boğa ve aygır olmak üzere üç tipe
ayrılırlar. Kadınlar da Yoni
diye tanımlanan döl yollarının ölçüsüne
göre ceylan, kısrak ve dişi fil olmak üzere
üç tipe ayrılırlar. Erkeğin ölçülere göre
kadından üstün olduğu birleşmeler yüksek
uyum olarak tanımlanır. Bir aygır ile bir
ceylan kadının birleşmesi en yüksek uyumdur.
Eğer kadın ölçülere göre erkeğe üstün olursa
Kamasutra'ya göre bu aşağı uyumdur. Dişi bir fil ile bir tavşan
erkeğin birleşmesi en aşağı uyumdur. En
ideali eşit olan tipler arası birleşmedir.
İkinci kısımdan altıncı kısma kadar sarılmanın
çeşitleri, öpüşme, el tırnakları ve dişlerin
birbirine değmesi ile doğan coşkunluk hissi,
cinsel birleşme duruşları anlatılır. Yedinci
kısımda erkeğin yorgun ama gene de coşkulu
olduğu durumlarda kadının yapması gereken
şeyler anlatılır. Diğer bir kısımda da ağız
yolu ile birleşme (oral
seks), birleşmenin başı ve sonu, aşkın derecesi,
aşk geçimsizliği konularında çeşitli yorumlar
ortaya konur. Kamasutra'da
ele alınan diğer konular şunlardır: gelinin
seçilmesi ve evlilik, evli adamın gerçek
davranışı, diğer erkeklerin kadınlar ile
olan ilişkileri, eğlence kadınları, kişinin
kendi isteğini karşı cinsten birine aşılaması
ve kaybolan gücün esrarengiz ilaçlar ile
tekrar kazanılması.
SADE,
MARQUIS DE (1740-1814): Fransız yazar. Başkalarına işkence yapmaktan
cinsel zevk duyan kişiler hakkında yazdığı
kitaplardan dolayı sadizm
terimi onun adından türetilmiştir. O tarihlerde
yaşayan diğer Fransız soylularından çoğunluğu
Sade'dan daha temiz, daha günahsız bir yaşam sürdürmezlerdi
kuşkusuz. Sade, Marsilya'dayken uşağı ve
dört kızıyla bir takım sapıkça davranışları
uygulamak üzere buluşur: kırbaçlama, oğlan
çocuklarının ırzına geçme, homoseksüel birleşme gibi. Sade'ın
cinsel yaşamında sadizmden
başka bir şey yok değildi. Tersine her türlü
cinsel denemelere girişmişti. Ancak bir
takım ruhsal aksaklıklar yüzünden hiçbir
zaman cinsel doyuma ulaşamamış ve aklına
gelen her yöntemi kullanarak ömrü boyunca
cinsel doyum duymaya uğraşmış bir erotomanyaktır. Eserlerinden bazıları: Dialogue entre
un prêtre et un moribond, les Cent Vingt
Journées de Sodome, Aline et Valcour, les
Infortunes de la vertu (Erdemle Kırbaçlanan
Kadın)... |
|